Yaylı Bacak Jack, Mark Hodder

Yaylı Bacak Jack, Mark Hodder

Fiyat 24.00TL İndirimli Fiyat 14.40TL

"Ekim sonu, yılın büyük okuma sezonu başlar. Şu andan Noel’e kadar akşamlar uzar, çimler ve bahçe uzun bir kış uykusuna yatar ve serin havalar, kır yürüyüşlerine ve semt gezintilerine ve ardından da iç ısıtan içeceklere davetiye çıkarır. Bu, pazen gömlek ve yün battaniye havasıdır. Bu, hayalet hikayelerinin, yavaş yavaş okunan tarihi romanların ve maceracı cesurların heyecanlı öykülerinin zamanıdır." Ve mevsim hafif bir kışa sarmaya başlar -ileride sertleşecek olan kışa. O karanlık, sıcak, uzun gecelerde zihninizde sıcak, keyfli, masalsı, arkakik bir tat bırakacak olan “Yaylı Bacak Jack” tüm bu koşulları düzgünce harmanlıyor. 

 

PHILIP K: DICK ÖDÜLÜ YAYLI BACAK JACK!

Modern fantezide alternatif bir 19. Yüzyıl sahnesi kaçınılmazdır. Bunu Jules Verne’in icatlarından, H. G. Wells’in bilim kurgu merakından ya da Arthur Conan Doyle’un gaz lambası ışığındaki aşk hikayelerinin karıştırıldığı ve yeniden düzenlendiği bir 19. Yüzyıl. Steampunk kurgularından ve sayabileceğimiz çok daha fazla belirlemelerden zaten biliriz.

“Yaylı Bacak Jack”te beyefendiler hala silindir şapka takar, baston taşır ve derneklerini ziyaret eder; genç hanımefendilerden Victorian görgü kurallarına uyması beklenir; Limehouse pis ve tehlikeli bir yerdir ve Londra sisi her zamankinden daha yoğun bir şekilde çöker. Ama ayrıca uçan pervaneli-sandalyeler, posta dağıtan özel cins köpekler, sokaktaki atıkları yiyip bitiren mekanik çöp-yengeçleri de var. İnce espri ve hazırcevap yeteneğine sahip genç bir İrlandalı gazeteci çocuğun adı Oscar Wilde’dır.

Yaylı Bacak Jack’in aniden tekrar ortaya çıkışı ise ana olaydır. Uzun zamandır bir şehir efsanesi olarak düşünülen Jack, kıyafetlerini yırttığı genç kızlar için çok gerçektir. Burton onu önce yükselen bir sisle dolu bir patikada gece geç bir saatte görür: “Buhar dağıldı ve arasından acayip bir görüntü belirdi: çok büyük bir uzun-bacaklı suret – ayaklıkla yürüyen bir karnaval cambazı gibi – kambur omuzlarından dalgalanan uzun, karanlık bir pelerin, vücudu ve kafasının etrafında çarpan yıldırımlar… insan mıydı, bu şey? Kafası büyüktü, siyahtı ve parlaktı, etrafında sürüklenen bir mavi alev halesi vardı. Kırmızı gözler ona kötü kötü bakıyordu. Beyaz dişler dudaksız bir sırıtıştan parlıyordu.”